30 Haziran 2009 Salı
Sadece Ben mi Böyleyim Diyodum Taki Prima Bana Not Bırakana Kadar
Ne???
Ne olmuş??????
Kimin çocuğuna ne olmuş????
Hastamı??????
İşte şöylemi??? Böyle mi???
Tarkan Nasıl????( Özellikle işte olunca günde defalarca evdekileri arayıp bu soruyu soruyorum)
Ateşi varmı????
Öksürüyormu??? Aksırıyormu???
Öyleki artık Tarkan ikikere üstüste hapşırsa veya aksırsa alıyor beni bir telaş. Çocuğa, yavrum noldu niye hapşırıyorsun üşüttünmü diye sorular sorup resmen saatlerce oturup acaba niye haşırdıki veya niye öksürdüki, tükrüğümü kaçtı genzine burnundamı bişey var hastamı oldu, acaba neden???acaba neden??? deyip deyip duruyorum. Çocuğun burnunu eviriyorum çeviriyorum serum fizyolojik sıkıyorum.Sonunda küçücük bir sümük çıkıyor tabi sorun anlaşılıyor ama ben o çıkana kadar Allah'ım kendimi yiyip bitiriyorum.
Bu çocuklardaki hastalık olayı bende fobi olmaya başladı ya dün bir haftadır halledilemeyen, benim artık resmen sinirden teltel saşlarımın neredeyse dikeldiği, hergün aramama rağmen bi türlü düzenlenemeyen ve bu yüzden işlerimizin aksadığı bir olay yüzünden artık bardağın son damlasıda taşmak üzereyken aradığım ve artık sizinle çalışmak istemiyoruz diyeceğim Müşteri Temsilcisiyle aramızda konuştuğumuz diyolog şöyleydi:
Ben : Alo Serkan bey ben Sibel nasılsınız???
M.T: Hiç iyi değilim Sibel Hanım???
Ben: Noldu hayırdır bizim işi halletmeye çalışıp halledemiyorum moralim bozuk demeyin sakın bir haftadır aynı şeyi söylüyorsunuzda..(Ama napıyım çok sinirlenmişim)
M.T: Yok bizim ufaklık havale geçirdide hastaneden dönüyoruz.( Bende bir şok daha Allah'ım nedir havale mevzusu hergün karşıma çıkıyor. Benim bütün yelkenler suya iniyor tabi işi mişi bırakıyorum)
Ben: (Bir telaşla ve panikle) Nasıl peki??? İyimi?? Doktor Ne Dedi??? Naptınız???
gibi binumum bütün sorulabilecek soruları sorup geçmiş olsun benim yerime öpün ufaklığı deyip bitik ve üzgün telefonu kapıyorum.
Benden cevap bekleyenlere de ya çocuğu hastaymış halledecek birkaç gün içinde deyip gene onunla çalışmaya devam edilmesini söyleyip olayı kapatıyorum.
Yani bu aralar ve eminimki bundan sonra hep bu hastalık lafı bende takıntı olmaya devam edecek ve aklım çıkarcasına hep beni düşündürecek. Ben yavaş yavaş bu durumun anormal olduğunu düşünmeye başlamışken aslında çoğumuzun aynı korkular içinde olduğumuzun bu hastalık olgusunun bizi ne denli üzüp etkilediğini Primanın bana bıraktığı bir notla anlamış oldum.
Galiba anne olmanın bir getirişi de bu telaşlarımız ve korkularımız olsa gerek.
Hani anneler babalar hep der ya çocuğun olursa beni anlarsın diye evet galiba annemin neden sürekli bizi kontrol ettiğini, koşma, terleme, soğuk su içme, terli terli dondurma yeme demesini şimdi daha iyi anlıyorum.
29 Haziran 2009 Pazartesi
Kolaj, Kolaj, Kolaj.....
Buda gaddar annenin sabah ne güzel uyuyor bir fotosunu çekeyim deyip yavruyu uyandırması ve ardından dudak büküşle başlayan bir ağlama hikayesinin fotosu keşke çekmeseydim dedim ama iş işten geçmişti bikere.
Resimler Mudanya Trilye'den hava esince pijamaları giydirdik.İyikide almışım yanıma herşeyi kısakolluydu.
Bu ben değilim yanlış anlaşılmasın halası Tarkoşun. Bide seviyorki halasını sormayın çok numaracı halası gezdiriyor ya onu sürekli işini biliyor bizimkide.
Buda babamızla hafta sonu kolajı....:) :) :)
27 Haziran 2009 Cumartesi
Soğuğu da varmış? İlginç
Bugün sabah beni resmen dumura uğratan bişey öğrendim. Gardım gene düştü. Küçükken havale geçirmiş ve bu yüzden göz kayması sorunu nedeniyle nerdeyse ilkokulu bitirene kadar gözlük kullanmış ve sonunda bu durumdan kurtulmuş biri olarak ilkkez bu havale denen illetin soğuğu olduğunu da öğrendim. Bunu öğrenmeme ise bugün işyerine başlayan bir arkadaş vesile oldu. 1,5 yaşında bir kızı var ve 5 aylıkken soğuk havale geçiriyor. Kızlarıyla oynarlarken birden bire çocuğun gözleri kayıyor dili dışarı sarkıyor tabi o panikle baddaniyeye sarıp hastaneye koşturuyorlar.Düşünsenize ateşli havale olsa bi şekilde anlarsınız ama bunda hiçbir belirti yok ve ne olduğunu anlayamıyorsun. Neyse hastaneye götürüyorlar çocuk bi müddet sonra düzeliyor ve ardından tetkikler doktorlar derken çocuğun epilepsi(sara) olduğu ortaya çıkıyor. Sonra ilaçlar tetkikler çocuk şuan 1,5 yaşında yeni yeni yürüyor fakat konuşamıyormuş bunları dinlerken benim durumumu tahmin edebiliyormusunuz. Resmen gözyaşlarımı göstermemek için masadan kalktım ve Rabbim dedim kimseyi evladıyla ve onun sağlığıyla sınama sana yalvarıyorum. Ve internetin başına geçip şu yazıyı okudum. Belki bu durumu bilen çok kişi vardır ama benim gibi yeni duyanlar için belki faydası olur.
Ateş belirtisi olmaması nedeniyle ailelerin fark etmekte güçlük çektiği 'soğuk havale', kalıcı sağlık problemlerine neden olabiliyor. Çekirge Çocuk Hastanesi'nde görev yapan Dr. Selçuk Yüksel, beyindeki kontrolsüz ve istemsiz elektrik boşalımlarının, vücudun el, kol, yüz gibi belirli bölgelerinde bilinç dışı kasılma ve gevşemelere neden olmasına tıpta 'konvülziyon', halk arasında ise 'havale' denildiğini belirtti. Yüksel, havalenin, ateşin eşlik etmediği şekline 'soğuk havale' denildiğini anlattı:"Havale geçiren bir çocuk bilincini kaybeder, vücut üyelerinin tümü yada bir kısmında kasılıp gevşemeler olurken, gözler tek yöne kayar ve ağızdan köpükler gelir. Ancak bu görüntülerin hepsi aynı anda olmak zorunda değildir. Ayrıca sadece kasılma ya da tam tersi sadece ani gevşeme şeklinde nöbetler de olabilir. Hatta dalma, gülme, tuhaf sesler çıkarma gibi bulgularla ortaya çıkabilen havale nöbetleri de vardır. Havale sırasında dışkı ya da idrar kaçırılması ve havale sonrası eğer çocuk büyükse olayı hatırlamaması tipik bulgulardır. Bu tip nöbetlerin tekrarlaması ise sara (Epilepsi) olarak adlandırılır."Yüksel, soğuk havalenin çocuklarda birkaç saniyeden dakikalara varan değişik sürelerde görülebildiğine değinerek, "Havale geçirme genellikle beyinde hasar bırakmamakla birlikte, 30 dakikadan daha uzun süre devam eden havale nöbetleri, beyinde uzun süreli oksijensiz kalmaya bağlı olarak kalıcı hasara neden olabilir" dedi. Ne yapmalı?Dr. Selçuk Yüksel, en yaygın yanlış uygulamanın, havale geçiren çocuğun soğuk suyun altına tutulması olduğunu söyledi:"Bir çocuk bir kez dahi soğuk havale geçirse mutlaka konunun uzmanı bir doktora gösterilmelidir. Nöbet sırasında en önemli nokta, çocuğun nefes yolunun tıkanmasını ve beynin oksijensiz kalmasını önlemektir. Bunun için öncelikle yapılması gereken, çocuğun yan yatırılarak ağzını açık tutmaya çalışmaktır. Aynı anda havale sırasında dilin geriye kaçarak, nefes borusunu tıkaması önlenmiş olur. Havale geçirirken ortaya çıkan istemsiz kol ve bacak hareketleri, çevredeki cisimlere çarpma ve ciddi hasarlanmaya neden olabileceğinden, etraftaki eşyalar uzaklaştırılmalıdır. Çocuğun yaşamsal işlevleri izlenirken, kısa sürede acil yardım ekibine haber vermek en doğru davranıştır. Havale sırasında eğitimsiz kişiler tarafından yeniden canlandırma girişiminde bulunulmasının çocuğa daha ağır zararlar verebileceği unutulmamalıdır."
22 Haziran 2009 Pazartesi
Unutuyoruuuuuuum
- Ocağa ısınması ve ya pişmesi için koyduğum yemekleri (birkaç kez başıma geldi ve tencereler mevta oldu.)
- Çorabımın tekini, çantamı, kemerimi ve binumum kıyafetlerimin bir kısmını bulup bir kısmını acaba nereye koymuşum deyip fellik fellik aranıyorum ve hiç alakasız yerlerden çıkarıyorum artık ne aceleyle koymuşsam onları siz düşünün,
- Özellikle bir yere gideceksek muhakkak illaki birşeyleri( o kadar uğraşsamda şunu alcam bunu alcam diye evi son kez kontrol ederken aceleyle çıkıp muhakkak bişeyleri unutuyorum.)
- Bir yere giderken Tarkan'ın emziğini, biberonunu, çorabını, babbasını v.s v.s bişeylerini muhakkak unutuyorum neyseki hepsinin bir yedeğini çantasında bulunduruyorumda pek başım ağrımıyor.
- Telefonumu koyduğum yeri unutuyorum biyerlerde çalıyor ve ben onu bulana kadar tabiki kapanıyor haydi hoooop gerisin geri ben arıyorum tekrar (kociş bu duruma çok kızıyor ama napıyım yaaaa)
- Gözlüklerimi hemde bazen hepsini,küpelerimi ıncığımı, boncuğumu,
- İş yerinde bazen evrakları nerelere koyduğumu unutuyorum yani çantamdan bile çıkabiliyorlar ne ara koyuyorum oraya hiç hatırlamıyorum
- Bazen bana söylenenleri unutuyorum o yüzden artık ajandamla yapışık ikiz gibi olduk işyerinde,
- Aslında bu unutmak fiili böyle uzayıp gidiyor nedenmi açtım bu konuyu, birincisi dün inanmazsınız o kadar özene bezene eşime istediği şeyi alıp daha sonra da gene her zamanki gibi Tarkan'a dalıp eşimin "oğlum bugün benim ilk babalar günüm biliyormusun?" diyerek beni resmen kendime pes yani Sibel bunuda mı unuttun demem,
- İkinciside sabah 15 dk aranıp taranıp heryere baktıktan sonra Tarkan'ın ıslak mendilini bulamayışım ve yeni bir paket açmam (hala aranıyor umarım akşama bulunur)ve en nihayet bloğa başka başka şeyler yazıp fotolar koyacakken çantaya elimi atışım ve fotoğraf makinamı bulamayışım işte tüm bu unutkanlıklarımı yazmama neden oldu.
Ya şimdi bunu okuyanlarda ne kafasız kız bu yada çok mu dağınıkki acep diye cümleler geçirmiştir içinden ki ben de olsam ben de öyle düşünürüm. YOK YOK aslında kafalı kızımdır. Herşeyi sular seller gibi aklımda tutarım ama noldu bana bilmiyorum. Erkenmi bunadım acaba diyorum bazen kendi kendime. Yada Allah göstermesin alzaymır felan mı oldum?Ama aslında galiba şu oldu anne oldum.
Artık düşünmem gereken bi yavru oldu. Herşeyini düşünüyorum şu saat şuyu yapılcak bu saat şuyu, bişey koyarım ocağa Tarkan ağlar haydi hoop yanına, ocaktaki haliyle yanabiliyor.Bişey yaparken huysuzlanır o telaşla elimdekileri yerlerine değilde bi yerlere koyuyorum ve sonrada ara ki bulunsunlar. veee uykusuzluk işte belki de tek sebeplerden birisi gece boyunca Tarkan'ın 2 kez uyanıp emip yattığını ve benim sabah 7 bucukta servise bindimi düşünürsek zannedersem asıl sebep ortaya çıkıyor.
Yada ben kendimi böyle deyip deyip kandırıyormuyum ki???
19 Haziran 2009 Cuma
Saymadım Zamanı Çünkü Mutluyum
15 Haziran 2009 Pazartesi
Doktorundan Tarkan'a, Doktorundan Tarkan'a Kontrol Tamam: Sıfır Hata, Sıfır Hata
13 Haziran 2009 Cumartesi
Artık Bayan Şoförlerde Hönküleşti.....
Bursa'yı belki bilenler vardır burada merkezde Zafer Plaza diye bir alışveriş merkezi var.Tam orada çok güzel yayalar sağlıklı karşıya geçsinler diye trafik ışıkları var.Buraya kadar herşey çok güzel. Ama bizim insanımıza trafik ışığı neki düzleyip gider.İşte görümcemde yeşil yanmış karşıya geçerken ordan kullanıcısı bayan olan bir hönkü kıza nasıl çarpmışsa yavrum ta diğer kaldırıma fırlıyor nerdeyse. Sibel nasıl çarptı nasıl çıktı ben şaşırdım diyor olayı anlatırken. Kafamı çarpmaktan korktum diyor yoksa kesin bişey olurdu. Ve diyor görebildiğim sadece bir bayan ve arabanın içinde camdan sarkan bir çocuktu.Hiç durmadan bastı gaza gittiler diyor. Ben o can havliyle plakayı bile alamadım hiç durmadı bile diyor. Kızın sol bacağı diz kapağına kadar morarmış. Aksayarak geziyor. Neyse hastaneye karakola gitmişler ama ne fayda elde plaka bile yok.
Ha karakola gitsen nolcakki. Yani tabiki genellemiyorum ama sağolsun bir tarafına birşey olmamışsa polis arkadaşların çoğu şükret değip sırtını sıvazlayıp seni göndermekle yetiniyorlar. Öylede olmuş zaten. Nerdenmi biliyorum.Geçen seneden. Geçen sene Ocak ayında evime hırsız girdi. Zaten şok bir vaziyette polisi aradık. İki polis aaaabimiz geldiler sağolsunlar. Sorular soruldu bir tanesi Erzurumlu zaten şive gırla gidiyor,(Yanlış anlaşılmasın bende Erzincanlı'yım ama sonuçta o toplum hizmeti yapan bir görevli daha güzel ve polise yakışır tarzda konuşmalı bence) Bu abimiz bana ne diyor biliyormusunuz 'ya benimde geçenlerde ayakkabılarım çalındı şükrediyorumki içinde neyseki ben yoktum.'Muhaha muhaha her ikisi birden ama. Benim yüzümdeki şaşkın aval aval bakan ya bunlarda kim bakışını tahmin edersiniz artık. Adamlar incelemeye geldiler bizim hırsızlık olayını sonra benim soyumu, eşimin soyunu nereli olduğumuza geçti muhabbet. Videomuz çalınmıştı bir tek bana en sonunda şükredinki videoyu çalmışlar sadece deyip gittiler.Çok ucuz sanki bedava bişeymiş gibi. Zaten o gün bugündür de ne arayan ne soran umurlarına bile gelmemiştir belki de.
Yani anlayacağınız karmakarış bir düzen Bu ülkedeki düzen. Ne zaman şöyele herşeyi kuralına göre yapan bir ülke olacağız bilemiyorum. O her fırsatta birçok şeyini yeryer eleştirdiğimiz Avrupaya bi gidinde bakın. Allah'ım o yollar, o trafik, o bahçeler, o evler, o insanlar nekadar düzenli ne kadar hoş. İşte demem o ki bizde bu hönküler (hele de bayanlarda bu işe dahil olmuşken) olduğu müddetçe biz daha yerimizde çoooooook sayarız.
10 Haziran 2009 Çarşamba
Yalnızlığım
Bugün yalnızım kendimle. Kah uzaktan bakıyorum herşeye kah uzaklara bakıyorum -.
Ruh halim karışık, bazen duruyorum ara sıra koşmaktan yoruluyorum.
Kimseyi anlayamıyorum ve de anlaşılamıyorum.
Eş, dost, ana baba uzak geliyorlar
Bazen herşey üst üste gelir ya herkes olur olmaz sırt çevirir sana
Bakakalırsın nedenlerine, ne komik bahaneler dersin
Öyle işte iki gündür herşey
Birkaç sene önce çok üzülürdüm bu durumlara artık takmıyor gibiyim
Düşünsene en yakiiiinim dediğin küçük kart arkalarındaki yazılarda kalıyor öylesine,
Bende garibim bazen herşeyi sırtıma yüklenmeye çalışıyorum sonra da ağır geliyorlar öflenip püfleniyorum.
Alıp başımı gitsem bu didiklenmem bitermi????
Kocaman bir sanmıyorum vuruyor aynadan suratıma
Az biraz öğrendim boşvermeleri de tamamen yapabilsem
En acısı da bazen yanındaki adam 5 dk önce vazgeçilmezinken 5 dk sonra buda kim dediğin olabiliyor.
Birtek şu bakışlar beni anlıyor biliyormusunuz? Oysaki o daha küçücük nasıl beni anlıyor çözebilmiş değilim................................
8 Haziran 2009 Pazartesi
Hafta Sonu Hafta Sonu Nerde Bunun Başı Sonu
Şu an başım felaket ağrısa da hafta sonu hallerimizi yazmak farz oldu.Bi baktım herkes yazıvermiş hafta sonu şunu yaptık bunu yaptık eee biz de boş oturmadık herhal yazıverelim bakalım ne haltlar karıştırmışız.
Cumartesi eşimle çok yakın bi arkadaşı ve eşi plan yapmışlar Mudanya'ya gidelim diye. Sonra fikir değiştirmişler Uludağ Yolu'nda Renault'un lokalinde rezervasyon yaptırmışlar beni de aradılar işte şöyle böyle diye tamam dedim Tarkan'ı da alırız gideriz. Yok dedi arkadaşının 1,5 yaşında bi oğlu var onlarda almıycaklar bizde almayalım birkaç saatliğine gider geliriz.Düşündüm taşındım istemeye istemeye e madem peki fazla kalmayız dedim. İş çıkışı eşim geldi beni aldı arkadaşlarının evi de yakın işyerime gittik onlara. Onlarda hazırlanmış bizi bekliyorlardı. Çocukları başımızdan defetmiş gibi olduk ama neyse sohbet muhabbet dağ yoluna doğru çıkmaya başladık. O yeşillik, o serin hava, o güzel manzara anam anam öyle bir yere kurmuşlar ki lokali işlerini biliyor bu Renault'cular.
Neyse siparişler verildi, açık salata bardan salatalar alındı koyu bir sohbete girildi. Arkada batan güneş hafif serin bir hava eşliğinde yemekleri yedik ama sohbetimiz inanın hep çocuklar oldu.
Seninki ne yaptı benimki şunu yaptı şöyle yaramaz şöyle inatçı şöyle sevimli v.s. konuştukta konuştuk hep birlikte. İyiki varlar hayatımızda dedik. Biraz yanımızda olmamalarının ezikliği var gibiydi özellikle bende ama ara sıra bu da iyiymiş dedik şimdi Tarkan gelse üşüdü, hapşırdı, öksürdü, hava serin, sinek ısırdı, emdi, acıktı bir sürü şeye canımı sıkacaktım. Ara ara arayarak ne durumda olduğunu sorduk. Saat 10 civarıydı kalktık Tarkan'ımızın yanına gittik. Yavrum uyuyordu gittiğimizde. Sessizce battaniyesine sarıp evimizin yolunu tuttuk ve yatağına yatırdık.
Pazar gene bizimkinin gözleri 6,30 da açıldı. Biraz yatakta onunla oynadık öptük kokladık. Altı değişti, emdi sonra babasıyla aldık bi güzel bıcı bıcı yaptırdık.Sonra bi uyudu 20 taykacık yalnız. Hani bi uyudu diyince saatlerce felan değil. Sonra kalktı ve annesine bu pozları verdi.
Öğlen babasıyla bi arkadaşına ordan ayrı da babannesine ordanda babası babannesi ve bizzat kendisi bir sünnet düğününe iştirak etmişler. Aman bi mutlu olmuş bi sevinmiş ağzı kulaklarında. Bizimkine gezmek olsun yeter. İçeri sokamıyoruz veledi. Neyse 3,5 civarıydı uykusu gelmiş aç bir halde eve geldiler.Aslında bu ara biraz iyi oldu çünkü evdeki bütün işlerimi halledebilmiş oldum bende. Yavru kuşla saat 7 e kadar oyalandık, uyuttuk, doyurduk karnını sonra pusetine attığımız gibi gezintiye ve alışverişe çıktık maaile. Eşime ve Tarkan'a ciciler aldık çok güzel. Ve gezine tozuna evimize döndük. Yani bir pazarı da böylece bitirmiş olduk. Yazı sonunda da Tarkan'cığın bi slaytını yayınlayalım da tam olsun. Herkese bol öpücükler BAAAAAAY BAAAAAAY.
![]() |
Make a Smilebox scrapbook |
5 Haziran 2009 Cuma
ACI
2 Haziran 2009 Salı
Mükemmelleştiremediklerinizden miyim Acaba????
Ben mükemmel anne değilim.
Biliyorum senin bazen kıyafetine dökülen damlalara aldırış etmeden öylece bırakıyorum.
Çoğu zaman kıyafet uyumum da yok üstün Şişhane altın Tophane biçimende gezdiriyorum. Nadiren ütüsüz bile giyindirebiliyorum seni.
Dakkada bir elini kolunu silen oranı buranı dezenfekte eden bir annende yok.
Annecim evet belki ben çok mükemmel bir anne değilim herşeyi yarım yamalak yapan, herşeye birşekilde yetişmeye çalışan biriyim. Ama sana sevgim varya işte sana olan sevgime söz söyletmem. Seni gözbebeğimden kendimden bile ne denli sakındığıma söz söyletmem. Beni tüm olumsuz eksikliklerim için affettiğini de biliyorum çünkü bana öyle bir sarılışın varki anlatamam. Aynı büyük çocuklar gibi boynuma sarılıp yüzüme koyuşun yanaklarını yüzüme bakıp gülümseyişin... Oyüzden biliyorumki mükemmel anne değilim ama sen ne kadar sevildiğinin ve senin için tüm yapmaya çalıştıklarımın farkında olan çok güzel bir çocuksun.
1 Haziran 2009 Pazartesi
Hafta Sonu
Akşam Tarkan'ı aldık babanneden doğru Remzi'nin çalıştığı yere gittik.O'nu da aldıktan sonra Sibel'i de alıp yola koyulduk. Bir de küçük kızları Sude'yi tabiki, onu es geçmek olmaz. Aslında bizim Sibel'lerle olayımız çok farklı. Neden derseniz. Asıl olarak ben Remzi'yle yaklaşık 1,5 yıl bir firmada çalıştım. O dönem nişanlıydım. Sibel'i küçük kızları Sude'yi bu vesileyle tanıdım. Sonra ben evlendim onlar düğünüme, evime geldiler. Sonra eşimle nasıl oldularsa resmen kanka oldular. Görseniz ne zaman İskender'i arasam Remzi'yleyim der olmaya başladı nerdeyse. Eşi Sibel'de tam benim kafamda. İşte böylece gidiş gelişler başladı ve dosluklar pekişti. Biz çalıştığımız yerlerden ayrıldık ama gene de fırsat buldukça muhakkak görüşüyoruz.
Neyse işte hepbirlikte Mudanya'da güzel bir balık restoranta gittik. Deniz nerdeyse uzansan tutacaksın vaziyette penceremizin dibinde, akşam olmakta, ışıklar denize vurmuş yakamozlar oynamakta, hafif esen rüzgar ve şahane güzel bir ortamda masamıza oturduk. Küçük beyimiz daha pusetiyle girer girmez etraftan maşallahlar, amanda ne şirin demeler yükselmeye başladı. Biraz zarla zorla puseti güzelce masamızın yanına yerleştirdik ve siparişlerimizi vermeye başladık. Ben tam bu arada makinayı çıkardım denizi ve etrafı çekmek için açtım bir uyarı pil zayıf değiştirin diye. Çantaya yedekleri koydummu diye baktığımda bravo bana onları da koymamışım. Kaldımmı öyle dımdızlak ortada. Halbuki ne arzu etmiştim o geceyi resmetmeyi. Olmadı işte kısmet. Demekki birşeyi fazla istemeyecekmişin bu da gecenin kıssadan hisse deni...
Güzel balıklarımız, midye, kalamar, salatalar, mezelik yeşillikler derken masa donatıldı ve ben bir yandan mızmızlanan Tarkan'ı oyalamaya çalışarak bir yandan balığı yemeye çalışarak takriben herkes bitirdikten 45 dk sonra anca tabağımı bitirebildim.Bu arada küçük beyimiz de balığın tadına baktı, az canım göz hakkı.... Ama bana yavrum birtek Sude yardım etti. Oturdu pusetin kenarına Tarkan'la bir konuşmalar bir muhabbet sormayın. Babamız mı???? O malesef hasta bir Beşiktaşlı olarak cep radyodan dinlediği maçın bilmem kaçıncı dakikasındaydı. Ha gayret ha gayret diye diye şükür şampiyon oldular da bizde rahatladık. Sonra aldımı yan masadaki yaşlı bir amcayla maç muhabbeti. Adamı bıraksak orda sabaha kadar 3 ü bir arada konuşurlardı eminim.
Sonra baktım iyice Tarkan mızmızlanmaya ve uykusu gelmeye başladı. Bizde kalktık ve Sude lunepark diye tutturunca oraya doğru gittik ve Tarkan hemen uykuya daldı. Lunepark'a gittik gitmesine de o müzik sesi herkes bilir sonuna kadar açık. Ama yavrum temiz havanın da etkisiyle hiç uyanmadı. Koca anne ve koca baba da küçük çocuklarla birlikte çarpışan otoya bindiler. Yaş ortalamasını epeyice yukarı çıkarıyorduk yani öyle düşünün. Artık iyice yorulmuş bir vaziyette dönüş yolunu tutturduk. Tek kare resim alamadan ve bir dahaki sefere artık temennisinde bulunarak geceyi Sibel Remzi Sude'ciğin ısrarları sonucunda onlara giderek ve Sibel'in yaptığı ve ilkkez içtiğim sakızlı kahveyi yudumlayarak bitirdik. Sude'ye kalsa orda yatmamızı bile teklif etti ama tabiki bu isteğe hepimiz gülümsedik napsın yavrum Tarkan'ı çok sevdi...
Pazar günü de gene akşam kayınvalidemlerin bir aile dostlarına davetliydik. Yani anlıycanız tırım tırım gezdik bu hafta sonu...