1 Haziran 2009 Pazartesi

Hafta Sonu

Ben malesef cumartesi de çalışanlardanım. O yüzden sadece cumartesi akşamı ve pazar tatil yapabiliyorum. Hal böyle olunca biraz da canım önceki postta yazdığım meselelere sıkkın olunca Babişkomuz hem gezeriz hem yeni arabamızı kutlarız hemde yeriz içeriz diye yakın aile dostlarımızdan adaşım Sibel ve Remzi'yle görüşüyor ve beni aradı akşam Mudanya'ya gidelim dedi. Olur ben dünden razıyım zaten...



Akşam Tarkan'ı aldık babanneden doğru Remzi'nin çalıştığı yere gittik.O'nu da aldıktan sonra Sibel'i de alıp yola koyulduk. Bir de küçük kızları Sude'yi tabiki, onu es geçmek olmaz. Aslında bizim Sibel'lerle olayımız çok farklı. Neden derseniz. Asıl olarak ben Remzi'yle yaklaşık 1,5 yıl bir firmada çalıştım. O dönem nişanlıydım. Sibel'i küçük kızları Sude'yi bu vesileyle tanıdım. Sonra ben evlendim onlar düğünüme, evime geldiler. Sonra eşimle nasıl oldularsa resmen kanka oldular. Görseniz ne zaman İskender'i arasam Remzi'yleyim der olmaya başladı nerdeyse. Eşi Sibel'de tam benim kafamda. İşte böylece gidiş gelişler başladı ve dosluklar pekişti. Biz çalıştığımız yerlerden ayrıldık ama gene de fırsat buldukça muhakkak görüşüyoruz.



Neyse işte hepbirlikte Mudanya'da güzel bir balık restoranta gittik. Deniz nerdeyse uzansan tutacaksın vaziyette penceremizin dibinde, akşam olmakta, ışıklar denize vurmuş yakamozlar oynamakta, hafif esen rüzgar ve şahane güzel bir ortamda masamıza oturduk. Küçük beyimiz daha pusetiyle girer girmez etraftan maşallahlar, amanda ne şirin demeler yükselmeye başladı. Biraz zarla zorla puseti güzelce masamızın yanına yerleştirdik ve siparişlerimizi vermeye başladık. Ben tam bu arada makinayı çıkardım denizi ve etrafı çekmek için açtım bir uyarı pil zayıf değiştirin diye. Çantaya yedekleri koydummu diye baktığımda bravo bana onları da koymamışım. Kaldımmı öyle dımdızlak ortada. Halbuki ne arzu etmiştim o geceyi resmetmeyi. Olmadı işte kısmet. Demekki birşeyi fazla istemeyecekmişin bu da gecenin kıssadan hisse deni...



Güzel balıklarımız, midye, kalamar, salatalar, mezelik yeşillikler derken masa donatıldı ve ben bir yandan mızmızlanan Tarkan'ı oyalamaya çalışarak bir yandan balığı yemeye çalışarak takriben herkes bitirdikten 45 dk sonra anca tabağımı bitirebildim.Bu arada küçük beyimiz de balığın tadına baktı, az canım göz hakkı.... Ama bana yavrum birtek Sude yardım etti. Oturdu pusetin kenarına Tarkan'la bir konuşmalar bir muhabbet sormayın. Babamız mı???? O malesef hasta bir Beşiktaşlı olarak cep radyodan dinlediği maçın bilmem kaçıncı dakikasındaydı. Ha gayret ha gayret diye diye şükür şampiyon oldular da bizde rahatladık. Sonra aldımı yan masadaki yaşlı bir amcayla maç muhabbeti. Adamı bıraksak orda sabaha kadar 3 ü bir arada konuşurlardı eminim.



Sonra baktım iyice Tarkan mızmızlanmaya ve uykusu gelmeye başladı. Bizde kalktık ve Sude lunepark diye tutturunca oraya doğru gittik ve Tarkan hemen uykuya daldı. Lunepark'a gittik gitmesine de o müzik sesi herkes bilir sonuna kadar açık. Ama yavrum temiz havanın da etkisiyle hiç uyanmadı. Koca anne ve koca baba da küçük çocuklarla birlikte çarpışan otoya bindiler. Yaş ortalamasını epeyice yukarı çıkarıyorduk yani öyle düşünün. Artık iyice yorulmuş bir vaziyette dönüş yolunu tutturduk. Tek kare resim alamadan ve bir dahaki sefere artık temennisinde bulunarak geceyi Sibel Remzi Sude'ciğin ısrarları sonucunda onlara giderek ve Sibel'in yaptığı ve ilkkez içtiğim sakızlı kahveyi yudumlayarak bitirdik. Sude'ye kalsa orda yatmamızı bile teklif etti ama tabiki bu isteğe hepimiz gülümsedik napsın yavrum Tarkan'ı çok sevdi...

Pazar günü de gene akşam kayınvalidemlerin bir aile dostlarına davetliydik. Yani anlıycanız tırım tırım gezdik bu hafta sonu...

2 yorum:

Tibet'in annesi dedi ki...

Her hafta sonunuz böyle güzel geçsin :)
Güzel dileklerin için teşekkür ederim.
Etrafında daha çok Sibel olsun dilerim :P

yeşim dedi ki...

ne güzel yapmışsınız, hele Mudanyadaki balık lokantasına içim gitti:))